Maraş Girişimi

Geleceğimizin Birleştiği Yer

Maraş'lı Ermeniler

Aziz Tunç - Maraş'lı Ermeniler

Ermeni soykırımının 100. yıldönümünde Maraş’lı Ermenileri de hatırlamak,  hem Ermeni soykırımını lanetlemek açısında önemli olduğu kadar, Maraş’ta yaşanan 1978 katliamının anlaşılması açısından da gereklidir.

Tehcir adı altında Ermeni soykırımının yaşatıldığı yıllarda, Maraş,  önemli bir Ermeni yerleşimi durumundadır. O yıllarda Maraş’ın nüfusunun yüzde 30- 40 arasında olan bölümü Ermenilerden ve gayri Müslimlerden oluşmaktaydı.  Ermeniler, her yerde olduğu gibi  Maraş’tan da,  birlikte yaşadıkları toplumsal kesimlerin  sadece etnik ve dini farklılıklarıyla değil,  başka özgünlükleriyle de dikkat çekmekteydiler.  Hıristiyan kimlikleri Ermenileri,  Hıristiyan dünyaya yakınlaştırmış bu durum da Ermenilerin eğitim, sanat, üretim ilişkilerinde yaşanan gelişmelerden diğer halklarda daha ileri bir konumda olmalarına imkân tanımıştır.

Bunun yanında Ermeniler, o dönemde, Maraş’ta ve özellikle Maraş’ın önemli bir kasabası durumunda olan Zeytun’da,  özerk bir yönetim olanağına sahiplerdi. O dönemde  hem genel olarak Osmanlı imparatorluğunda,  hem de Maraş’ın içinde varlıklarını ve temsiliyetlerini güvence altında tutun Ermeniler, Maraş’ın kasabası olan Zeytun’da daha ileri haklarına sahip olabilmişlerdi.  Zeytun’un tamamımın Ermeni olması,  orasının özerk bir yönetimle yönetilir hale gelmesinin olanağını yaratmıştı.  

Zeytun’da Ermenilerin kendi belediyeleri Kendi kaymakamlıkları kendi silahlı milis güçleri bulunmaktaydı.  Dönemin Osmanlı devletinin Zeytun’la ilişkisi oldukça zayıftı. Osmanlı imparatorluğu Zeytun’da,   egemenlik hakkının en temel göstergesi olan, askere almayı ve vergi toplamayı, çoğu zaman fiilen uygulayamıyordu.

Ermeniler  Maraş’ın içinden ise,  bütün yönetim birimlerinde nüfusları oranında temsil edilmekteydiler. Belediyelerde her etnik ve dinsel yapının yanında Ermenilerinde diğer gayri Müslimlerinde temsil hak ve olanakları bulunuyordu. O dönem Ermeniler Maraş’ta merkezi yönetiminin yerel birimleri olan valilik ve kaymakamlıktan da aynı temsiliyet olanaklarını kullanıyorlardı.

Maraş- Zeytun Ermenileri, bütün Ermeni halkı açısında son derece önemli bir konum ifade etmekteydiler. Özellikle Zeytun Ermenilerinin özerk durumunu,  diğer tüm Ermenilerin büyük bir hayranlıkla izledikleri, heyecanla benzer bir konuma sahip olacakları günlerin özlemini duydukları anlaşılmaktadır.  Zeytun,  Ermeniler içinde ulusal bilincin,  ulusal haklar için mücadelenin ve örgütlülüğün en ileri düzeyde geliştiği bir merkez durumdadır.

Zeytun da toplumsal yaşamın bütün süreçlerini, Ermeniler kendileri belirlemekteydiler. Özerk bir yönetim modeli gerçekleştirilmiş, toplumsal-siyasal hayat buna uygun sürdürülmekteydi.  Zeytun Ermenilerinin bu durumu,  1870’lere kadar devam etmiştir. Bu tarihten sonra Osmanlı devletinin oluşturmak istediği merkezi devlet yapısına ve yine oluşturmak istenen Türk milleti gerçekliğine uygun değildi.  Bunu tespit eden Osmanlı devleti bu durumu değiştirmek için ısrarla ve kanlı bir biçimde Ermenilerin üstüne gitmeye başladı. Ermenileri ya Türk devletine boyun eğmeye veya bu topraklardan ayrılmaya zorladı.

1900’lere gelindiğinde Ermeniler artık top yekûn bir kahredici saldırıyla karşı karşıyaydılar. Diğer Ermeniler gibi Maraş’lı Ermenilerde tehcire tabi tutuldular. Topraklarında, evlerinde ve geçmişlerinde kopartılarak ölüme sürüldüler. Yollarda öldürüldüler. Çocuklarına, kadınlarına ganimet niyetine el kondu.  Sürgün yollarında, öldüler, yaşlılar, hastalar ve çocuklar.  Kimse bilemedi mezarlarını, kimse öğrenemedi ahvallerini.

1915’te yaşanan bu kanlı tehcirin ardında Maraş, önce İngilizler sonra Fransızlar tarafında işgal edildi. Sürgünde bulunan Ermeniler bu gelişmeleri yakından izliyor, bu gelişmelerden bir kurtuluş umudu çıkartmaya çalışıyorlardı. Emperyalistlerde Ermenilerin bu çaresizliğinde haberdardılar ve bu çaresizlikten yararlanmanın yollarını arıyorlardı.   Fransızlar Maraş’a geldiklerinde Maraşlı Ermenilerin dramlarını ve evlerine dönmek istemelerinin yakıcı hasretini yaşadıklarını biliyor, görüyorlardı. Emperyalist Fransız politikacıları, Ermenilerin bu acılarını istismar etmeye yöneldiler ve onların Maraş’a dönmelerini, kendilerinin Maraş’ı işgallerine yardımcı olmalarını işgale katılmalarını, teşvik ederek, Ermenileri buna zorlayarak, desteklediler.

 Ermeniler, Fransızların verdiği bu sahte güvenle ve onların dayattığı uygunsuz işleri yapmayı kabul ederek, topraklarına döndüler.  Maraş’ın Fransızların işgali boyunca bu geri dönme süreci yoğunlaşarak devam etti. Böylece 1920 yılında Maraş’lı Ermeniler tekrar dönmüşlerdi,  kendi evlerine, yurtlarına, topraklarına.

Ancak bu arada siyasal hava değişmiş, Fransız emperyalistleri Maraş’tan ayrılmaya karar vermişlerdi.  o tarihlerde Sivas ta bulunan Mustafa Kemal’le görüşen Fransız yetkilisi, “bir Türk devletinin kurulmasına karşı olmadıklarını, bu nedenle ve kendi iç sorunlarından dolayı Maraş’ta ayrılacaklarını” söylemişti.

Maraşlı Ermenilerin ikinci defa soykırım zulmünü yaşamalarına yol açan süreç Fransızların bu tutumu ve kararıyla başlamıştır.  Bunu öğrenen Mustafa Kemal Teşkilat-ı Mahsusacı adamlarında meşhur Kılıç Ali’yi ve yanında başka bir Teşkilat-ı Mahsusacıyla birlikte Maraş’a göndermişti. Kılıç Ali ve arkadaşı, Fransızların çekilmeye hazırlandığı bu koşullardan Fransızları Maraş ta kovma, Maraş ı kurtarma adı altında,  büyük bir Ermeni katliamına başlamışlardır. Ocak ayının son haftasında başlayan bu saldırılar, on iki şubata kadar devam etmiş,  Maraş’ta günlerce süren bir Ermeni katliamı yapılmıştır. Şehirde yapılan acımasız katliamla yetinilmemiş, Fransızlar Maraş’ı terk edip giderlerken onların varlıklarına güvenerek peşlerine düşen Ermeniler de yollarda katledilmişlerdir.  

Böylece o yıllarda Maraş ve çevresinde yaşayan on binlerce Maraşlı Ermeni, bu katliamla,  topyekûn olarak yok edilmişlerdi.  Bu katliamda sonra, çeşitli zorunlu nedenlerle, Maraş’ta kalmak zorunda olan çok az sayıda kalan Ermeni ise kendisini gizlemek zorunda kalmıştır. O tarihten bu güne Maraş’ta Ermeniliğini açıkça yaşayan hiç bir Ermeni kalmamıştır.

Bu katliamla birlikte, Maraş’ta Ermeni mal varlıkları, kiliseleri, okulları, hastaneleri gasp edilmiş, ya kişisel mülke dönüştürülmüş veya devletin mal varlığı olarak kullanılmıştır. Bu malların Ermeni malları olduğu ısrarla gizlenmiştir ve ne acıdır ki bu gizleme hali halen devam etmektedir. Maraş’ta bulunan sayısız Ermeni mal varlığının, kilisesinin, hastanesinin, okulunun, kapısına, Ermenilere ait olduğunu belirten herhangi bir ibare bile konmamış, konmamaktadır.  

Sonuçta normal kendi kararlarıyla giden Fransızları kovduklarını söyleyerek Ermeni katliamı yapan Teşkilat-ı Mahsusacılar,  yaptıkları bu Ermeni katliamıyla, Maraş ta Ermeni varlığına son vermişler, Ermenilerde boşalan yerlere balkan göçmenlerini yerleştirmişlerdir.  Bununla birlikte yapılan bu Ermeni katliamını gizleyerek, yalanlarla bölge halkına şovenizmi dayatmışlardır. Fransızları Maraş’ta kovdukları yalanıyla gizlenen Ermeni katliamını anlamak için, Maraş’ta o katliamda katledilen Ermenilerin sayısı ile katledilen Türk askerinin sayısını karşılaştırmak yeterlidir. Katledilen yirmi bini aşkın Ermeni’ye karşı ölen Türk askerinin sayısı beş yüzü bulmamaktadır.

1920’lerde Maraş’ta yaşanan bu Ermeni katliamı bilinemeden, 1978 Maraş katliamını anlamak kolay olmamaktadır.

 

Template Design Memo