Maraş Girişimi

Geleceğimizin Birleştiği Yer

Maraş Girişimi Deklarasyonu

Maraş Girişimi Deklarasyonu

Mezopotamya yani Kürdistan'ın Etniksel, mezhepsel ve siyasal duruşuyla farklı özellikler taşıyan Maraş bölgesi tarihsel olarak da direnişçi kimliğiyle tanınır.

Cumhuriyet öncesi Maraş tarihi 1920'lere kadar bambaşka özellikler taşır. Çok dilli ve çok dinli sosyal bir yapıya sahiptir, toplumsal direnişlerin yoğun olarak yaşandığı bir yerdir. Ortaçağ’da bu coğrafyada otoriteye ve çeşitli güçlere karşı yaşanmış olan en büyük birleşik halklar isyanı olan Babailer İsyanı, Maraş ve çevresinde yaşanmıştır.  Ardından 1520’lü yıllarda Kalender Çelebi İsyanı, Zennen Baba İsyanı,  Şah İsmail İsyanı ve Celali İsyanları Maraş ve çevresinde cereyan etmiştir. Bölgenin 1800’lere kadar bölgenin etnik, dinsel ve direnişçi özelliği, 1800’lerin ikinci yarısında Maraş’a Rusya’dan sürgün edilen Çerkezler nedeniyle farklılıklar göstermeye başlamıştır. Zira Çerkezler, Osmanlı’nın, daha sonra İttihat ve Terakki’nin ve devamında cumhuriyetin askeri kadrolarının temelini oluşturmuşlardır. (bk. Maraş Kıyımı- Aziz Tunç)  Örneğin 1800 yıllarda Osmanlı İmparatorluğu’nun kurduğu dönemin özel ordusu olan Fırkai İslahiye bölge halklarına yönelik sistemli ve kapsamlı saldırılarda bulunmuştu. Bunun sonucunda bölgenin devlete tabii olmadan yaşayan halkları zorla yerleşik hale getirilmişler, bugün bildiğimiz Osmaniye gibi şehirler bu şekilde kurulmuştur. Bu şekilde devlete tabii hale getirilen bu toplumsal kesimler, daha sonra İttihat ve Terakki tarafından geliştirilen asimilasyon politikalarına tabii tutulmuş, ilk olarak İslami olmayan topluluklar hedef alınmıştır.

Bu anlamıyla Maraş Cumhuriyete kadar bir direniş kalesidir, hiç bir güce boyun eğmemesiyle tanınmıştır. Sanki bu özelliği nedeniyle, cumhuriyet sonrası teslimiyet bir kimlik haline getirilmek istenmiş. Bunun için ulusal, mezhepsel, bölgesel bütün değerleriyle oynanmıştır. Cumhuriyet öncesi direnişçi kimliği öne çıkan Maraş'ın Cumhuriyet sonrası bu kimliğini yeterince koruyamamıştır.

 

Önce Müslüman olmayan topluluklar katledildi.


İslami olmayan Ermeniler, Süryaniler ve Rumlar Maraş’ta varlıklarını asimile amaçlı sistematik uygulamalara tabi tutulmuşlardır. Ermenilerin 1870’lerde geliştirdiği direnişler, 1915’lere kadar devam etmiştir. 1915’te başlayan tehcir ve daha sonra geliştirilen katliamlarla o güne kadar varlıklarını korumuş olan Ermeniler topyekûn olarak ve bir daha adı anılmamacasına Maraş’ta yok edilmişlerdir. Böylece gayri Müslim topluluklar olarak Süryaniler, Rumlar ve Yahudilerle birlikte Ermeniler de Maraş’tan yok edilerek adeta bir halklar bahçesi olan bölgenin özellikleri yok edilmeye başlanmıştır. Onların topraklarına ve evlerine, Türkleştirilen ve Sünnileştirilen göçmenler yerleştirilmiştir. Böylece 1870’lerde Fırkai İlahiye adlı özel ordunun faaliyetleri ile başlatılan ve Maraş’ın sosyal dokusunun tahrip edilmesini amaçlayan süreç yeni bir aşamaya geçmiştir.

 

Sıra Kürt ve Alevilerde


Müslüman olmayan yerli halkın katliam, baskı ve zorba yöntemlerle tasfiye edilmesinden sonra, bölgede yok edilmesi gereken yeni kesim Kürt ve Aleviler oldu. Yani katliamcı, asimilasyoncu geleneğin baş hedefi olan Kürt ve Aleviler, her iktidarın değişmeyen hedefi durumuna dönüştü.  Maraş’taki Kürtlere ve Alevilere yönelik tasfiye amaçlı stratejik planları 1960’larda devreye girdi, asimilasyon en üst boyutlara tırmandırıldı, bölge halkı içinde Sünni düşmanlığı yaygınlaştırılarak, devletin asimilasyon ve dönüştürme politikaları cilalandı ve halk varlığını korumak adına Cumhuriyete teslime zorlandı. CHP şahsında şekillendirilen söz konusu politikaların 1960’larda başlayıp 1978'lere gelindiğinde bölge halkının Kürt Ulusal, Devrimci Demokrat ve Kızılbaş kimliği buluşma eğilimine girmesi Maraş katliamının planlanmasına neden olmuştur. Neden Maraş Katliamı, Neden Maraş sorularının yanıtı bu gelişmelerde gizlidir. Bu nedenle Maraş Katliamı devletin stratejik, iyi hesaplanmış politik bir operasyonudur. Bunun dışındaki bütün tartışmalar olayı sulandırmaya, farklı göstermeye yönelik çabalardır. Yani katliam özelde bölgenin Kürt özgürlük, devrimci- demokrat, kızılbaş mücadelesi ile Türkiye genelinde yükselişe geçen ve artık eskisi gibi yöneltilemeyen halk muhalefetini bastırmak için 12 Eylül Faşist Darbesinin zemini yapılmıştır.

 

Maraş etnik ve siyasi bir operasyondur.

 

Maraş etnik temizliği amaçlayan bir katliamdır. Ve planlayıcısı devlettir. Şovenizm ve Faşist eğilimlerin bölgede sürekli canlı tutulması da Maraş’ın çok kimlikli, mezhepsel yapısına yönelik stratejik bir hesaptır. Katliamda bu güçlerin kullanılması ve katliamın çok kolay gerçekleşmesi bu nedenle anlaşılırdır.
Maraş Katliamı stratejik bir Kürt operasyonudur. Çok kültürlü bir bölgenin son halkasının da bitirilmesi stratejisidir. Katliam ‘da CHP iktidardır. Asker faşist güruhu korumakla görevli, polis katliamcılara her türlü desteği verme emri altındadır. CHP'li İçişleri bakanı ise kamuoyunu "Kürt ve solcular sorumludur"  ile meşgul etmekle görevlidir. Bunların yanında ise dönemin paramiliter siyasal gücü olan MHP, ÜGD ve kadroları, Türkeş ve MHP Maraş Milletvekili Mehmet Yusuf Özbaş , Ökkeş Kenger (Şendiller), Muhsin Yazıcıoğlu, Abdullah Çatlı, Haluk Kırcı, Cem Ersever Yüzbaşı olarak tanınan Mehmet Ali Çeviker, MİT görevlileri silah kaçakçıları Ökkeş Çokuçkun . Gabriel Aktürk, CIA ajanı Aleksadre Peck ve yüzlerce MİT elamanı "piyango satıcısı", ve faşist yer almaktadır. Bu isimler Maraş'la ilgili her yazıya, deklarasyona, inisiyatife girmelidir. Zira bu isimler bizi asıl katil devletle buluşturmaktadır. Bu etnik temizliğe uğrayan Alevilerin hemen hepsi aynı zamanda Kürt Alevi’sidir. Bölgedeki katliam Sıkıyönetim şartlarında kitlesel göçü zorlayarak ve teşvik ederek sürmüş ve bir anlamda başarılı olmuştur.  Sıkıyönetim mahkemesi, Maraş Katliamını bir katliam olarak tanımlamamış, öyle görmemiştir. Sıkıyönetim mahkemesi Maraş Katliamını iki topluluğun; Alevi ve Sünnilerin birbirleri arasında bir çatışma olarak tanımlanarak, devlet aklanmış ve olası uluslararası bir yargılamanın, insanlık suçu olarak yargılanmasının önü alınmıştır. Mahkemeler sanıkları beraat ettirmiş, kaynağını, bilgilerini, belgelerini gizlenmiş ve adeta bir katliam yaşanmamış gibi hukuksal kararlar alınmıştır. Bu bağlamda Maraş katliamı en temel önceliğimizdir. Hem katledilen halkımıza sahip çıkacak, hem de bu insanlık suçunu uluslararası platformlara taşıyarak, devletin Kürt ve alevi halkına yönelik sistemli baskı ve katliam örneklerinin en belirgini olan Maraş'ı aydınlatmak en temel görevimiz olmalıdır. Bu katliamcı devleti deşifre etmekle kalmayıp, bölge halkımız ve kuşaklarımızın değerlerine sahip çıkması bilincini de geliştirecek ve gelecek nesillere devrettirecektir.
 

Doğa katliamına dur demeliyiz,

 

Türkiye coğrafyasında bulunan Hopa, Tortum,  Gerze,  Yuvarlakçay,  Ulukışla Pazarcık, Narlı, Çine,  Kayseri-Sarız ve en son Gazi'de  çevre hareketleri önemli bir sınav vermiştir. Devletin baskı, sindirme, on yıllara varan hapis cezalarına rağmen toplumda ve gençlik içinde çevre bilinci gelişmiştir. Kürt coğrafyasında ve yöremizdeki Pazarcık, Narlı, Elbistan gibi alanlardaki çevre sorunları önceliklerimiz arasında yer almalıdır. Zira çevre sorunları da salt doğa katliamlarını amaçlamamakta aynı zamanda siyasi stratejiler etrafında geliştirilmektedir. Bölgenin bitki örtüsü bozulmak istenmekte, halk göçe zorlanmakta, topraklar verimsiz kılınarak, köyler ve yöre boşaltılmak istenmekte, halkın ekonomik kaynakları kurutulmak istenmektedir. Taş Ocakları, Santraller, çöp ve çimento fabrikaları yakın zamanda yeşil alanları kurutacak, topalakları verimsiz hale getirecek, insan sağlığını tehlikeye sokacak kısaca bütün bölgemizi her anlamda bozacak duruma gelmiştir.  Siyanürlü altın, nükleer santral, termik santral, çimento fabrikaları, taş ocakları, çöp fabrikaları gibi geleceğimiz yok eden projelere karşı direnişi her alana yaymak, etrafında örgütlenmek ve sonuç alıcı girişimlerde bulunmak da en temel amaçlarımız arasında olmalıdır. Bu amaçla "Ovama dokunma" inisiyatifinin başlatmış olduğu mücadeleyi önemsiyor ve taktirle karşılıyoruz. Bu mücadelenin büyütülmesi ve örnek durumunu sürdürmesi için gereken desteği vermek durumundayız. AKP iktidarının her gün yenisini çıkarttığı Kanun Hükmünde Kararnamelerle kanun tanımazlığa devam etmekte, Hükümetin hukuk alanında yatırımcı şirketler lehine uyguladığı çifte standartlar, çevre direnişlerine karşı anti demokratik baskıları, çevre konusunda örgütlenmemiz gerektiğini daha acil kılmaktadır. Arttırmaktadır. Günümüzde gerek Elbistan Afşin termik santrali, gerekse de Pazarcık'ta kurulan dünyanın 2. ve 9. en büyük iki çimento fabrikasının bölgede yarattığı ölümcül yıkıma dur dememiz gerekmektedir. Çünkü yaşanan çevreyle ilgili kıyım bölge halkına uygulanan siyasal kırımdan bağımsız değildir. 

 

Alevilik Kürt kimliğiyle buluşmak zorundadır.

 

Bölgemizdeki Alevilerin Kürt olması onlara yönelik politikaları daha da yıkıcı kılmaktadır. İktidarlar öncelikle onların kimlikleriyle buluşmamalarını öncelik haline getirmiş ve asimilasyonu Kemalizmler buluşturarak bölgede Kültürel soykırımı en üst boyutlara taşımıştır. Bölge halkından bazı kesimlerin ısrarla "Biz aleviyiz-Kürt değiliz" söylemi korku ve sindirilmiş ligin en büyük göstergesidir. "Alevilerin bir Kürt sorunu yoktur” söylemi, bölge politikalarının en tehlikelisidir. Dersim içinde aynı şey söylenebilinir. Aslında Mardin, Hakkâri vb. bölgelerinden çok, Kürt Alevilerinin Kürt sorunu vardır. Zira bu bölgelerdeki halkımız Kürt kimliklerini bir şekilde koruyabilmiş, kuşaklara aktarmış ve yaşamlarının bir parçası haline getirmişlerdir.  Alevilik Zerdüştlükle benzeşen yanlarından dolayı aslında ulusal özellikler de taşır. Gerçek anlamda Aleviliği savunanlar kimlikleriyle doğal bir buluşmayı yaşarlar, zira Aleviliğin felsefesinin doğası bunu gerektirir.

Aleviliğin tamda bu özelliğinden dolayı hep saldırı altında olması tesadüfi değildir. Cumhuriyet tarihi boyunca CHP ve Devlet laiklik adı altında Aleviliği direniş geleneğinden ve milli gerçekliğinden kopartarak, bir Türk mezhebiymiş gibi yansıtır. CHP daha da ileri giderek, Aleviliği laikliğin bir garantisi, Türk devletinin temel özelliklerinden biri gibi göstermeye çalışır ama Alevilerin güç olmasını engellemek için de katliamlardan asla vaz geçmez. Bu bir çelişki değildir, aksine Aleviliğin özüyle buluşma çabalarına zaman zaman müdahale geleneğidir. CHP Dersim isyanının bastırılmasından sonra devlet kimliğiyle bu geleneği sürdürmüş ve büyük ölçüde başarılı da olmuştur. Kimi Alevi büyüklerine sus payı verilerek, direnenler katledilerek korkutma, asimile etme politikaları Dersim, Maraş vb. alanlarda etkili olmuştur. Kürt Özgürlük hareketinin Maraş bölgesini direniş özelliklerinden ve konumundan dolayı esas alan politikaları bölgede Kürt ve alevi özelliklerinin özüne dönüşünün önünü açmıştır. O halde Avrupa Maraş İnisiyatifinin değer bir önceliği Aleviliği Kürt kimliğiyle buluşturmak olacaktır.

 

Stockholm Deklarasyonu

 

Tüm dünyada çevreciliğin miladı kabul edilen 1972 yılı Stockholm Zirvesi’nin sonunda yayınlanan bildirge çevre alanında önemli maddelerle dikkat çeker. Birleşmiş Milletler İnsan Çevresi Konferansı adı altında toplanan Stockholm Deklarasyonu’ndaki maddeler şöyledir:

1. Madde: İnsanın; hürriyet, eşitlik ve yeterli yaşam koşulları sağlayan onurlu ve refah içinde bir çevrede yaşamak temel hakkıdır. İnsanın, bugünkü ve gelecek nesiller için çevreyi korumak ve geliştirmek için ciddi bir sorumluluğu vardır. Bu bakımdan; kayıtsızlık, ırk ayrımı, ayrımcılık, kolonyal veya diğer biçimlerde baskı, yabancı hâkimiyetini destekleyen, sürekli kılan politikalar mahkûm edilmiştir ve terk edilmelidir.

2. Madde: Bugünkü ve gelecek nesiller için ihtiyaca göre özenli planlama veya yönetim ile dünyanın doğal kaynakları, hava, su, toprak, flora ve hayvan varlığı dâhil, özellikle de doğal ekosistemleri temsil eden örnekler korunmalıdır.

3. Madde: Dünyanın hayati yenilenebilen kaynaklarını üretme kapasitesi sürdürülmeli ve mümkün olduğu hallerde yenilenmeli ve iyileştirilmelidir.

4. Madde: Şu anda zararlı unsurların bileşimi ile ciddi tehlikede olan yaban hayatı neslini ve habitatını akıllıca yöneterek sürdürmek, korumak, insanın özel sorumluluğudur. Dolayısı ile ekonomik kalkınma planlamasında yaban hayatı dâhil doğanın korunmasına önem verilmelidir.

5. Madde: Dünyanın yenilenemeyen kaynakları, onları gelecekte tükenme tehlikesine karşı koruyacak şekilde kullanılmalı ve bu kullanımın yararlarının bütün insanlıkça paylaşılması sağlanmalıdır.

6. Madde: Ekosistemlere ciddi, onarılamaz zarar verilmemesi için, toksin ve diğer maddelerin deşarjı, ısının, doğanın onu zararsız kılabileceği kapasiteyi aşacak miktarda ve yoğunlukta bırakılması engellenmelidir. Bütün devletlerin kirliliğe karşı haklı mücadelesi desteklenmelidir.

7. Madde: Denizlerin, insan hayatını tehlikeye atabilecek maddelerle kirlenmesini önleyecek, canlı yaşama, denizde hayata zarar verecek, güzellikleri bozacak veya denizlerin diğer yasal kullanımını olumsuz etkileyecek şekilde kirlenmesini önlemek için ülkeler bütün olanaklarını kullanacaktır.

8. Madde: İnsana uygun bir yaşam ve çalışma çevresi sağlamak ve hayat standardını iyileştirmek için ekonomik ve sosyal kalkınma şarttır.

9. Madde: Az gelişmişlikten ve doğal afetlerden kaynaklanan çevre bozulmaları ciddi sorunlar meydana getirmektedir ve en iyi tedavi hızlandırılmış bir kalkınmadır. Bu amaçla, gelişmekte olan ülkelerin kendi gayretlerine destek olarak ve talep edildiğinde yeterli miktarda finansman ve teknolojik yardım yapılmalıdır.

10. Madde: Gelişmekte olan ülkelerde çevre yönetimi için çevreyle ilgili faktörler kadar ekonomik aktörlerin de dikkate alınması, dolayısı ile fiyat istikrarı, temel mallar ve hammadde alımı için yeterli gelir sağlanması şarttır.

11. Madde: Ülkelerin çevre politikaları, gelişmekte olan ülkelerin bugünkü ve gelecek kalkınma potansiyelini destekleyecek ve olumsuz etkilemeyecektir. Herkes için daha iyi hayat şartlarına erişilmesini engellemeyecektir. Ülkeler ve uluslararası örgütlerce çevre önlemlerinin uygulanması ile meydana gelebilecek muhtemel ulusal ve uluslararası ekonomik sonuçları karşılayabilmek için anlaşmaya varacak şekilde uygun tedbirler alınacaktır.

12. Madde: Gelişmekte olan ülkelerin koşullarını ve özel ihtiyaçlarını dikkate alarak çevreyi korumak ve iyileştirmek amacı ile kaynaklar yaratılacaktır. Bu ülkelerin kalkınma planlarındaki çevreyi koruma amaçlı maliyetlerinin ülkelerin talebi üzerine kendilerine sağlanması gerekir. Bu amaçla ilave uluslararası teknik ve finansman yardımı yapılacaktır.

13. Madde: Kaynakların daha rasyonel kullanılmasını sağlamak ve böylece çevreyi iyileştirmek için ülkeler kalkınma planlarında bütünleşmiş ve koordine bir yaklaşım yapacaklardır. Böylece, kalkınmanın nüfusun yararı doğrultusunda, insan çevresinin korunması gereği ile uyumlu olması sağlanacaktır.

14. Madde: Kalkınmanın gerekleri ile çevrenin korunması ve iyileştirilmesi ihtiyacı arasındaki çelişkileri gidermede rasyonel planlama temel araçtır.

15. Madde: Çevreye olan olumsuz etkileri önlemek, maksimum sosyal ekonomik ve çevre faydaları sağlamak için yerleşmelere ve kentleşmelere planlama uygulanmalıdır. Bu açıdan kolonyal ve ırkçı hâkimiyet için yapılan projeler iptal edilmelidir.

16. Madde: Temel insan haklarına önyargısız olarak, ilgili hükümetlerce uygun bulunan demografi politikaları, çevre veya kalkınma üzerinde olumsuz etkileri olan nüfus artış hızı veya aşırı nüfus yığılmaları ile düşük nüfus yoğunluğunun insan çevresinin gelişmesini veya kalkınmayı engelleyebileceği bölgelerde uygulanmalıdır.

17. Madde: Ülkelerin çevre kaynaklarını çevreyi iyileştirmek prensibinden hareket ederek planlamak; yönetmek ve kontrol etmek görevi uygun ulusal kurumlara verilmelidir.

18. Madde: Sosyal ve ekonomik kalkınmaya katkıları nedeni ile bilim ve teknoloji, çevre risklerinin tanımlanması, engellenmesi ve kontrolü için ve çevre sorunlarının çözümü ve insanlığın ortak çıkarları için kullanılacaktır.

19. Madde: Çevre olaylarında eğitim; genç nesil kadar yaşlılar için de; korunmaya muhtaç gruplara özel önem verilerek, bireylerin, teşebbüslerin ve toplumların çevreyi koruma ve geliştirme için insan boyunca açısından bilinçli görüşü genişletmek ve sorumlu icraatı sağlamak için şarttır. Kitle iletişim ortamının çevrenin bozulmasına katkıda bulunmayı engellemesi, tam tersine insanın her yönde gelişmesini sağlayacak şekilde çevreyi korumak ve iyileştirmek ihtiyacı ile eğitsel bilgiyi yayması şarttır.

20. Madde: Ulusal ve uluslararası çevre sorunlarının sebepleri ve sonuçları konusunda bütün milletlerde, özellikle de gelişmekte olan ülkelerde bilimsel araştırmalar ve gelişmeler teşvik edilmelidir. Bu bağlamda, çevre problemlerinin çözümünü kolaylaştırmak için güncel, bilimsel enformasyonun serbest akışı ve tecrübenin transferi desteklenmeli ve yardım edilmelidir. Çevre teknolojileri, geliştirmekte olan ülkelere, bu teknolojilerin yayılmasını teşvik edecek ve ekonomik yük getirmeyecek koşullarla sağlanmalıdır.

21. Madde: Ülkeler, Birleşmiş Milletler kuralları ve uluslararası hukuk prensiplerine göre, kendi kaynaklarını kendi çevre politikalarına uygun olarak kullanma hakkına sahiptirler. Aynı zamanda kendi iç hukukları ve kontrollerindeki faaliyetlerin çevreye ve diğer ülkelere veya ulusal hükümranlık sınırları dışındaki alanlara zarar vermemesi konusunda sorumlulukları vardır.

22. Madde: Devletler uluslararası hukukun, çevre zararlarının kurbanları ile ilgili borç ve tazminat maddelerini daha geliştirmek ve kendi hükümranlık alanları içindeki diğer çevre bozulmaları veya kendi hükümranlık hakları dışındaki kontroller için işbirliği yapacaktır.

23. Madde: Uluslararası kurumlarca kabul edilen kriterlerde veya ulusal olarak kararlaştırılan standartlarda her ülke önyargısız, değerler sistemini dikkate almak durumundadır. Gelişmiş ülkelerde geçerli olan standartların gelişmekte olan ülkelere getireceği sosyal maliyet nedeni ile uygulanamayabileceğinin dikkate alınması şarttır.

24. Madde: Çevrenin iyileştirilmesi ve korunması ile ilgili uluslararası konular, işbirliği ruhu ile büyük küçük bütün ülkelerce eşit olarak ele alınmalıdır. Çok taraflı veya iki taraflı anlaşmalarla veya diğer uygun yöntemlerle işbirliği bütün ülkelerin egemenlik ve çıkarlarını dikkate alarak her alanda istenmeyen çevresel etkilerin etkin kontrolü önlenmesi, azaltılması, ortadan kaldırılması için şarttır.

25. Madde: Devletler, çevrenin korunması ve geliştirilmesinde uluslararası kuruluşların koordinasyonunu, etkinliğini ve dinamikliğini sağlayacaklardır.

26. Madde: Nükleer silahlar ve diğer toplu imha araçlarından insan ve çevresi korunacaktır. Ülkeler, yetkili uluslararası makamlarla bu tür silahların tamamen yasaklanması ve imhası için derhal anlaşmaya varmak için çalışacaklardır.

Bütün insanlığın ve bölgemizin söz konusu deklarasyonun gereklerinin yapılması için mücadele zemini uluslararası anlaşmalarla garanti altına alınmıştır. Yani direnişimiz uluslararası hukuk ve anlaşmalara Türk devletinin uyması çağrısı anlamına gelecektir.

 

Bu amaçla

 

1- İnisiyatifimiz Kürt özgürlük ve Türkiye sol demokrat ve ilerici güçlerin bileşkesi olan BDP-HDP ittifakını desteklemek için çalışmalar yürütür.

2- Bölgemizde Aleviliğin Kürt kimliği ve özüyle buluşması için gerekli bütün çabayı gösterir ve söz konusu alanlarda faaliyet yürüten bütün oluşumlara destek verir, gerekli kurum ve organizasyonları oluşturur.

3- Maraş katliamının hesabının sorulması en başta gelen önceliğimiz olacaktır. Bu konuda yerel, ulusal, uluslararası siyasi, hukuk çevrelerine sorunu taşımak, bunu sürekli ve sonuç alınıncaya kadar süren bir çalışma haline getirmeliyiz.

4- Oluşum, Türkçülüğe, kemalime, dini gericiliğe ve inkârcılığa karşı mücadeleyi esas alır, bunun için siyasi, eğitsel ve tarihsel çalışmalar yürütür.

5- Bölgemizde alevi ve Özsel Kürt orijinalinde olduğu gibi Kürt kadın özgürlüğünü toplumsal özgürlüğün temeli sayar. Bunun için mücadele yürütür.

6- Ekolojik değerleri önemseyen oluşumumuz, bölgemizde doğaya, tarıma, havaya zarar veren, iklim dokusunu zedeleyen bütün santral, fabrika, maden ocağı, çöp fabrikası, orman kıyımı vb. faaliyetlere karşı tavizsiz bir duruş sergiler. Bunun için ulusal ve uluslararası düzeyde girişimlerde bulunur, ülkedeki oluşumlara her türlü desteği sunar.

7- Oluşum söz konusu amaçları için ulusal ve uluslararası siyasi ve sivil ve hukuk çevreleriyle ortak çalışmalar yürütür ve benzer sorunlara destek sunar.

 

Kültürel Alana İlişkin
1.Kültür festivalinin yapılması
    a) Festivalin Pazarcık ve Elbistan bölgesinde(iki yerde) yapılması.
    b) Festivalin iki yerde paralel yapılıp örgütlenmesi.
    c) Atölye çalışmaları olabildiğince her sanat dalında olabilmeli.
    d) Atölye çalışmasına ve festivale katılacak sanatçıların çoğunluğu bölgeden olmasına önem verilmeli.

2. Bölgenin Kürtçe lehçesinin korunması için çalışma yapılması.

3. Bölgeye özgü Kürt Alevi kültürü ve geleneklerinin korunması için yazınsal, görsel çalışalar yapılması.

 

Maraş Katliamına ilişkin

1. Katledilenlerin yakınlarıyla sözlü ve yazılı tarih çalışmasının yapılması.
2. Maraş Katliamına ilişkin görsel ve yazınsal arşiv oluşturulması.

3. Maraş Katliamının Avrupa insan Hakları Mahkemesi başta olmak üzere Yargıya tekrar taşınması için bir çalışmanın yapılması.
4. Katledilenlerin mezarlarının tespit edilmesi.
5. Her yıl Maraş’ta yapılan Maraş katliamını anma etkinliğinin Maraşlılar olarak sahiplenilip örgütlendirilmesi.

 

İnanç Merkezlerine Yönelik

1. Bunun için bir komisyonun kurulması.
2. Bu komisyonun pir, mürşit, dede ve Ocakzadeler’den oluşması.
3. Bu komisyonun Bölgede ve Avrupa'da bir merkezlerinin olması.
4. Avrupa'da Dernek kurmak yerine var olan bir dernekte merkezi çalışmasının yapılması.
5. Bölgede ise merkezi Kantarma, bir ayağının da Pazarcık’ta olacak şekilde örgütlendirilmesi.

 

Sözlü ve Yazılı Tarih Çalışması

1. Sistemden kaynaklanan anlayıştan arındırılarak temel dayanağı olan halkçı anlayışın kazandırılması.
2. Tarihlerinin araştırılarak arşiv çalışmasını yapılması.
3. Bölgedeki tarihi yer ve eserlerin envanterinin çıkarılması ve bunların bölgede kalmasını sağlayacak koruyucu bir projenin ortaya çıkarılması.
    Bunun için:

    a) Komisyon şeklinde  uzman bir ekibin oluşturulması.

    b) Oluşacak bu komisyonun öncelikle bir bölge özgülünde ön bir çalışmanın yapması.

    c) Ön çalışmanın sonuçlarına göre bir planlamanın yapılması.
    e) Bu planlamanın mecliste görüşülmesi ve bir yol haritasının çıkarılması.


Ekolojik Alana İlişkin

1. Onuruma ve Ovama Dokunma Hareketi'nin yeniden yapılandırılarak örgütlendirilmesi. Bunun için:
    a. Onuruma ve Ovama Dokunma Hareketi bileşenleri bölgenin tünümün içinde yer aldığı bireylerden oluşmalı.
    b. Çimento fabrikalarının bölgeden çıkarılması için etkin bir mücadelenin sürdürülmesi.
2. Eski barajın temizlenmesi ve yenisine karşı örgütlenmesinin yapılması.
3. Sultanlı ‘ya yapılmak istenilen havaalanının engellenmesi için bir çalışmanın yapılması ve ilk olarak oranın ağaçlandırma girişiminin başlatılması.
4. Afşin termik santralinin kapatılması için bir çalışmanın başlatılması.
5. Doğal tohum üretimi, depolanması ve saklanması için bir tesisin kurulması.

 

Sosyal  ve Ekonomik

1. İl, ilçe, kasaba ve köylerin sorunlarının tespit edilmesi ve bunun için bir komisyonun kurulması.
2. Bölge şehitlerinin listesinin çıkarılması ve arşivinin yapılması.
3. Köylerde kooperatifçiliğin örgütlendirilmesi ve bunun için proje üretilmesi.
4. Bölgedeki insanlar bölgedeki esnafın ticaret politikasından şikâyetçi bunun düzeltilmesi için bir çalışmanın yapılması.
5. Bölgede haftada bir gün açılan Bazar, bölge insanından oluşmayıp dışardan gelen kişiler tarafından yapılmakta. Bunun yerine bölge insanından oluşan ekolojik tarıma dayalı bir Bazar sisteminin geliştirilmesi

   a) Organik tarım teşvikiyle elde edilecek ürünlerin Bazarda satılması. Bu satıcıların ya bölge insanından ya da oluşacak kooperatifler eliyle yapılması

   b) Meyve ve sebzenin bölgeden organik şekilde üretilip dışardan alınmasının önüne geçilerek bölgesel kalınmaya katkı sağlanmalı

 

Medya

1. Bir basın yayım biriminin oluşması
    a. Birimin arşivleme yapması
    b. Basın yayım araçlarının geliştirilmesi

  

Maraş Girişimi Çağrıcıları

15 Mart 2014

Template Design Memo