Maraş Girişimi

Geleceğimizin Birleştiği Yer

Maraş'ta ne yapılmak isteniyor

Maraş'da 100 yıldan fazladır mecburi iskan, göçertme, Termik santral, Çimento ve şimdide Konteyner Kentle bitirlmek isteniyor.

Devletler planlarını uzun sürelere yayarlar.  Üç günlük beş günlük beş yıllık değil 50 yıllık 100 yıllık Politikalar üretirler. Tarih bunun örnekleri ile dolu:  Mesela eskiden bu coğrafyaların çoğunda Ermeniler vardı. Ne oldu bunlara?  Maraş'ın bir sürü yerinde hala çok sayıda kalıntıları var. Pazarcık da bile var. Karahasanlar ’da Ermeni mezarlıkları var. Ama gidin hiçbir yerde tek bir Ermeni göremezsiniz şimdi. 1800’lerde bu politikalarına başladılar. 100 yıl içerisinde ettiler;  eritemedik diklerini de katlettiler. Sonuçta Maraş da tek bir Ermeni kalmadı.

Maraşlı Kürtler açısından da farklı bir durum yok. Osmanlının son, Cumhuriyetin ilk yıllarında başlayan bir süreç var bizim için de. Pazarcık aşiretleri hayvancılıkla uğraşan Göçebe insanlarmış o dönemlerde. Bu Göçebe insanları o yıllarda tamamen bataklıktan oluşan bir ovaya, şimdiki Pazarcık ovasına getirip yerleştiriyorlar. “Mecburi iskân” diyorlar buna. Yaşlılarımızın hemen hepsi 1950’lerde kurutulan bu bataklığı hala hatırlıyorlar. Amaç bunların burada yok olmalarını sağlamak tabii.

12 Eylül ile bu bitirme politikası devam etti. Bu kez de Maraş’ı Kürtsüzleştirme, Alevisizleştirme amacını önlerine koydular. Devlet için Maraş Pazarcık Elbistan Demokratik Sol kültürü ile öne çıkan bir çıbandı. 12 Eylül ile tutuklamalar, köy meydanlarında herkese işkenceler yapmayla başladılar. Bu işkencelerle herkese kendi yurdunu, köyünü tam bir “cehenneme” çevirdiler. Ve “cennet” olarak da Avrupa kapılarını gösterdiler. Öyle ki 12 Eylül'de tutuklama kararı olan insanlara dahi Maraş Emniyet Müdürlüğünde güya “şebekeler” eliyle pasaport vererek yurtdışına çıkarmalarını sağladılar. Hepimiz de çok iyi biliyoruz ki Maraş’taki Avrupa’ya göç olayı ekonomik nedenlerden dolayı değil tamamen politik nedenlerden dolayı başladı.

Sonuç ne oldu peki?

Sonucun ne olduğunu herkes çok iyi biliyor: Pazarcık’ta, Elbistan’da hemen hemen bütün köylerde evlerinin üçte Bir ’isinin kapısı kilitli şimdi. Geriye kalan üçte Bir’de de yalnızca 1 yaşlı kalıyor.

Maraş Katliamı ile Maraş’ı Kürt ve Alevilerden arındırmayı hedeflediler ve bunu da büyük oranda başarmış gibi görünüyorlar. Bu sonucu bulmak için kâhin ya da Âlim olmaya gerek yok. Hangi köyün Kürt hangi köyün Türk olduğunu ya da Alevi olduğunu herkes biliyor. 2014 seçimlerinde Pazarcık’taki 47000 seçmenin yaklaşık 25000’inin Kürt, 22000’inin de Türk olduğunu tespit ettik. Bir Kürt Alevi şehrinde şu an nüfus oranlarıyla bizleri yarılamışlar bile.

Devletin 100 yıl önce başlattığı bu Süreç devam ediyor. Bataklık, Katliam,  göçertme yarı yarıya sonuç verdi aslında. Şimdi ise tamamını istiyorlar: Bu sefer de çimento fabrikalarının çıkardılar karşımıza. Pazarcık'ta biri dünyanın ikinci, diğeri dokuzuncu büyük olmak üzere iki devasa çimento fabrikasını kurdular.

Normal bakıldığında gayet iyi niyetli gözüküyor bu fabrikalar. Ama bunlar bütün dünya da çevre düşmanı kabul edilen devasa fabrikalar. Samsun, Bursa, Osmaniye ve Edirne de ki Çimento fabrikaları mahkeme kararıyla geçtiğimiz yıllarda kapatıldı. Oralarda kapattılar, Pazarcık da daha büyüğünü açtılar. Elbette ki bu fabrikalar olmalıdır. Ama nerede? Çimento fabrikalarının 70-80 kilometrekarelik bir alanı kirlettikleri bilimsel bir gerçek. O zaman böylesi fabrikaların yerleşim yerlerinin ay olduğu dağlık bölgelere kurulması gerekir. Şimdi o kadar dağlık boş alan varken Termik Santralı Elbistan Ovasının, çimento fabrikalarını da Pazarcık ovasının ortasını kurdular.

Yine çimento fabrikalarının kurulduğu yıllarda Pazarcık ovasının tam ortasına Maraş'ın Çöp’ünü dökmek istediler. Gösterilen direniş ve karşı koyuş olmasa idi bunu da başaracaklardı.

Bu nokta da direnmenin önemine vurgu yapmak gerekiyor. Maraş'ın geleneğinde direniş var. Maraş Baba İshakların, Kara Fatmaların mekânı. Binboğalar, Engizekler tarihte direniş kaleleri oldular. Maraş katliamında Yörükselim de direnen 3-5 kişi olmasa idi katliamın boyutları çok daha acı olacaktı. 3-5 kişi de olsalar örgütlü bir güçle Yörükselim'i savunanlar Yörükselim’ in kurtulmasını sağladılar. Maraş'ın çeşitli yerlerindeki tek tek evlerde kalan Kürt Aleviler katledilmekten kurtulamadılar.

2006-7-8 yıllarında çimento fabrikalarına karşı da ciddi bir direniş gösterildi. Ovama ve Onuruma Dokunma hareketi Dönemin en büyük çevre hareketi olarak boy gösterdi. Buna rağmen Çöp olayında gösterilen başarı Çimento fabrikalarında gösterilemedi.

Bunun temelinde iki önemli neden vardı:  Birincisi o yılların Narlı ve Pazarcık belediye başkanları başta olmak üzere çevre köylerde pek çok muhtarın o dönemde çimento fabrikalarına destek vermiş olmalarıdır. Bizler fabrikaların zararlarını anlatmaya çalışırken Bunlar fabrikaların Pazarcık için bir velinimet olduğunu ilan ettiler. Aslında perde arkasından SANKO’yla yaptıkları Pamuk alımı anlaşmalarının gereği olarak Fabrikaların kurulması için ellerinden gelen bütün çabaları sergilediler.

Buna rağmen 2010 yılında Fabrikalara hammadde çıkaran 4 tane Kil Ocağında yürütmeyi durdurma kararı aldırabildik. Ama bu kez yeni bir olgu karşımıza çıktı: Daha önceden işletme ruhsatı aldıkları 58 kil Ocağını bu kez yereldeki köylüler aracılığıyla işletmeye koydular. Karahasanlar, Davutlar ve Pazarcık içerisindeki bazı insanlara firmalar kurdurarak direkt yereldeki bu işbirlikçi kesimlerle Kil ocaklarından taşları çıkarıp fabrikalara taşımaya başladılar ve halen de bu böyle devam ediyor.

Bu noktada şunu söylemek lazım: Yerelde ciddi bir direniş olmaz ise hiç bir çaba maalesef sonuç vermez!

İşte bu nokta Ovama ve Onuruma Dokunma Hareketinin sonuca gidememesindeki ikinci önemli etken oldu. Neydi bu? Ülkede yeterli bir direniş örgütlenemedi. Her ne kadar Pazarcık da Çimento Fabrikalarına karşı çıkan direnebilecek bir potansiyel olduysa da Pazarcık da buna öncülük yapacak kişiler çıkmadı ve sonuçta iki devasa fabrika kuruldu. Şu anda da çevreyi Kirletmeye,  Pazarcık topraklarına zehirlerini salmaya devam ediyorlar

Sonucu şuraya getirmek istiyorum. Şimdi bakın Elbistan'da termik santrali kurdular. Santral kurulurken aynı şekilde yereldeki Belediye Başkanlarından, Muhtarlardan destek aldılar.  Ama şimdi termik santralin etrafındaki köylerde kanser oranı çok yüksek, neredeyse her üç kişiden biri kanserden ölüyor. Bu durum o kadar yoğunlaştı ki 2010 yılında Türkiye’de bir İlk oldu: Mahkeme çevre köylerde yaşayanlara Termik santralin tazminat ödemesini kabul etti.

Ne hikmetse Çevredeki köylüler de sadece tazminat almak için çabaladılar. Kimse “niye bu Fabrikalar kapanmıyor” demedi; “niye bu Fabrikalar bizi öldürüyor” demedi; gidip verilen tazminatı aldılar. Sonuç: AKP hükümeti 2 Santral daha açmak için 17 köyü daha kamulaştırdı!

Aynı şekilde Pazarcık'ta da Salmanpek’in ön tarafına üçüncü Çimento fabrikasını kurma çalışmaları devam ediyor. ÇİMKO şu anda orada arsa alımı ile meşgul. Nasıl ki Filistinliler arsalarını metre metre İsraillilere sattılar ve böylece sonuçta orada bir İsrail devletinin kurulmasına vesile oldular, şimdi Pazarcıklılar da tarlalarını satıyorlar.  

Boşuna dememişler: Parayı veren düdüğü çalar! Maalesef bizim insanlar örgütsüz lükten dolayı Parayı ölüme tercih ediyorlar.

Aşağı Terolar da kurulmak istenen kampta bu 100 yıllık politikanın devamı. Sorun Katliamdan kaçan Suriyelilerin gelip buraya yerleşme sorunu değil.  Suriyeliler tabii gelip burayı yerleşebilirler. Ama niye Pazarcık niye Maraş? Fazla geriye gitmeye de gerek yok aslında: 2012 yılında Maraş da Suriyeliler için bir çadır kent kuruldu zaten. Ama 2014 yılının sonunda Maraş Valiliği Maraş'ta bulunan kamptaki Kürtleri çıkarıp Suruç’a gönderdi:  Şimdi bu kampta kalan 20000 kişinin neredeyse tamamı Arap. Maraş’ın yerlileri bu kampın Maraş’tan kaldırılmasını istiyor şimdi. Valilik de Maraş’tan çıkarıp Pazarcık topraklarına yerleştirmek istiyor. (Aşağı Terolar her ne kadar Büyükşehir Yasası gereği Maraş’a bağlanmışsa da bizce hala Pazarcık’ın bir köyüdür.)

Elbette bunda gelenlerin bir art niyet yok. Gelen göçmenlerin bu politikadan haberi bile yok. Getirenlerin niyeti bozuk! Özellikle de Sünni Arapları kampta bırakmaları bu yoruma neden oluyor. Şimdi de bu 20000 kadar Suriyeliyi Arap’ı getirip Kürt Alevi köylerinin ortasına yerleştirecekler.

Maraş da akan kanlar daha kurumadı bile. İnsanlar tedirgin şimdi. Ankara bombacısının, Suruç bombacısının bu kamplardan çıktığını basın bağıra bağıra yazdı. Şimdi kim iddia edebilir ki bu 20000 gelecek insanın arasında en az 100 tane İŞİD’linin olmayacağını. Ve bunlar köylere gidecek, Narlıya gidecek, Pazarcık’a gidecek. Ondan sonra da “bu Aleviler kâfir” diyecekler;  kâfir oldukları için katilleri vacip,  Karıları kızları da onlara helal sayılacak! Zemin buna çok elverişli.

Dolayısıyla buna güçlü bir şekilde karşı durmamız gerekiyor. CHP’li olabiliriz, BDP’li olabiliriz; falan yere ya da filan yere bağlı Alevi örgütü ya da derneği de olabiliriz. Kimden olduğumuz değil nereli olduğumuz önemli aslında. Hele biz Avrupa’daki Pazarcıklılar, Elbistanlılar, Afşinliler, Nurhaklılar yani Marşlılar için durum çok daha önemli: Eğer geriye dönebilecek bir evimizin bir köyümüzün olmasını istiyorsak bir olalım, birlik olalım.

 

Maraş Girişimi Sözcülüğü Adına

Mehmet Üstek

 

Template Design Memo